–Evvelâ namaz vakitlerini gösterir. Ne zaman vakti öğrenmek istesem, bunu yere dikerim. Gölgesine bakar, vakti anlarım. Bir hayvana binsem, bineğimi bununla sürerim. Yaya olsam, bana kuvvet kaynağı olur; ona dayanarak, mesafeleri hızla aşarım. Güneşin sıcaklığından rahatsız olsam, hırkamı üzerine asar, kendimi korurum. Bir köpeğin, bir vahşi hayvanın, yahut bir düşmanın hücumuna karşı, adeta mızraklık, kılıçlık vazifesi yapar. Koyunları bununla güderim. Bu kadar faydadan başka, bir kıymeti daha var ki, o da, rahmetli babamın yadigârı olmasıdır. Bana miras olarak intikal etti. Ben de evlâtlarıma bırakacağım.
Vali, adamın sözlerini hayretler içinde tasdik ile beraber ona hayli ihsanda bulundu.
Herkesin ufku ve dünyası farklı farklıdır. Her şey bizim bilgi ve ufkumuzla sınırlı değil. Onun için genelde, insanların yaptıklarına ihtiyatla yaklaşmak lâzım. Yoksa sonradan mahcup veya pişman olabiliriz.
* * *
İbn–i Sina daha çocukken bir kuyu ve ipten ders alıp, tıkanan önünü muazzam bir şekilde açtığı gibi, mağlûp bir komutan da bir savaşın kazanılmasında bir karıncadan ders alıyor.
Demek sadece bu gözle bile, ne ip, ne kuyu, ne de karınca küçük şeyler değiller. Küçük gibi görünen şeylerden büyük sonuçlar çıkarmak her zaman mümkündür; iş, o gözle bakabilmekte.
Yukarıda anlatılanların hepsi de, başlangıçta küçük gibi görünen şeyler, değil mi?..
Çocuklarımıza bu bakış açısını vermeliyiz.
SORUYA ÇEVİRME TEKNİĞİ
Bu tekniği, 1989 yılında, İzmir–Menemen' deki kısa dönem askerliğim sırasında, bir gün eğitim alanında askerlerimle sohbet ederken, onları hem düşündürücü, hem de eğlendirici bir şey ararken bulmuş ve hemen üzerlerinde tatbik etmiştim. İlk denediğim de, aşağıdaki fıkra idi.
Fıkralar anlatılınca ya sadece gülünüp geçilir; ya da biraz gülünür, biraz da düşünülür. Ben bu teknikte, fıkra ve hazırcevaplardaki cevapları çekerek bütün fıkra ve hazırcevapları soruya çevirdim. Zihin, o cevabı veya daha güzelini bulmak için uğraşıyor, bir zorlanma içine giriyor. Fakat birden fazla cevaplar vermeye çalışmak, çok daha güçlendirici ve güzel olur.
Bu, bütün fıkra ve hazırcevapları , âdeta hiç bilmiyormuşuz gibi, yeni bir bakış açısıyla değerlendiren, değişik ve etkili bir şekilde düşünce ve eğitimin hizmetine veren, küçük–büyük herkesi düşünmeye, düşünerek üretmeye götüren, eğlendirici, hoş bir teknik. Değişik platformlarda dile getirildiğinde çok ilgi gören bir yaklaşım.
CEVAPTAKİ USTALIK
Ormanlar kralı aslan bir gün bir ziyafet verir ve ormandaki bütün hayvanları davet eder.
Hepsi de gelirler. Ziyafetten sonra aslan ayıya sorar:
–Söyle bakalım ayı, sarayım nasıl kokuyor?
Ahmak ayı, burnunu tutarak:
–Çok kötü kokuyor sultanım, dedi.
Aslan çok hiddetlendi:
–Sen benim sarayım hakkında nasıl böyle söyleyebilirsin! diyerek bir pençe darbesiyle ayıyı öldürdü:
–Bu, yarınki sabah kahvaltımız olsun, dedi. Sonra maymuna dönerek:
–Söyle bakalım maymun, sarayım nasıl kokuyor? Dalkavuk maymun, yerinde zıplayarak:
–Çok güzel kokuyor sultanım, çok güzel kokuyor, dedi.
Aslan ona da kızar:
–Sen bana dalkavukluk yapıyorsun! diyerek bir darbe de ona indirdi:
–Bu da yarınki öğle yemeğimiz olsun, dedi.
Sıra tilkiye gelmiştir. Aslan tilkiye döner ve sorar:
–Söyle bakalım tilki, sen söyle. Sarayım nasıl kokuyor?
Bu durumda tilki ne yapsın? Yukarısı bıyık, aşağısı sakal.
Peki, böyle bir vaziyette, tilkinin yerinde siz olsaydınız ne cevap verirdiniz? Ya da ne yapardınız? Birden fazla cevap verebilirsiniz.
Evet, biraz beyin jimnastiği.
Kim bilir, belki tilkinin cevabından daha güzel bir cevap bulursunuz; ya da tilkinin bilmediğiniz cevabını. Cevabı bilseniz de, daha güzel bir cevap için zihninizi zorlayabilirsiniz.
|